Elio VİTTORİNİ’nin Sicilya Konuşmaları faşizme karşı kaleme alınmış, 1941’de basılmış, döneminin önemli eserlerinden biri olmuş bir kitap. Eleştirisi nedeniyle VİTTORİNİ’yi hapse götüren bir kitap. Metaforik bir anlatımla faşist İtalya’nın durumunu eleştiren VİTTORİNİ dönemin etkin akımı neorealizm ile İtalya’yı gözler önüne sererken, büyülü gerçekçilikten de faydalanarak ele aldığı mekanda sıkışıp kalmamış.
Özetle, on beş yaşında Sicilya’dan ayrılmış Silvestro babasından bir mektup alır. Babası başka bir kadını sevmiş ve annesini terk etmiştir, her birine tek tek mektup yolladığı çocuklarından annelerini yalnız bırakmamalarını istemektedir. On beş yıldır eve uğramamış Silvestro annesine destek olmak amacıyla Sicilya’ya doğru yola çıkar. Kitap hem bu yolculuk sürecini hem de Sicilya’daki köyüne vardığında yaşadıklarını anlatmaktadır.

Kitabın çarpıcı bölümlerinden biri olan yirmi yedinci bölümü okurken çeviri de bir takım hatalar olduğu şüphesine kapıldım. Okuduğum paragrafta anlam bakımından uyuşmazlıklar var gibi geldi. Kitabın İngilizcesini buldum ve karşılaştırarak okudum. Gerçekten de tercümesi zor bir bölüm. Kitabın genelinde çok büyük iş çıkarmış olan Gönül ÇAPAN’ın bu bölümde (bence haklı olarak) kafası karışmış.
Bütünlük bozulmasın diye aşağıya aldığım ilk paragraf anlam olarak uygun. Ancak ikinci paragraf zaten kendi içinde anlaşılması zor bir metin. Sanki yazar biraz daha üstünde durarak yazsaymış daha anlaşılır olabilirmiş. Önce metnin İngilizcesi, ardından Gönül ÇAPAN çevirisi ve en son benim vurgulu bölümlere getirdiğim çeviri önerim.
I undertsood this and more. I could understand the misery of a sick man and of those around him, in the working class of humanity. And doesn’t everyone understand it? Can’t everyone understand it? Everyone is sick at some point, in the middle of life, and knows the stranger that is illness, and one’s powerlessness over this stranger inside; or can understand one’s fellow man…
But perhaps not every man is a man; and not all humanity is humanity. This is a doubt that arrives in the rain when you have holes in your shoes, water seeping through the holes in your shoes, and you no longer have anyone in particular dear to your heart, you no longer have your own particular life, you’ve done nothing and have nothing still to do, nothing even to fear, nothing more to lose, and you see, outside yourself, the world’s massacres. One man laughs and another man cries. Both are men,-even the laughing man has been sick, is sick; nevertheless he laughs because the other man cries. He is the one able to massacre, to persecute; the one who, in hopelessness, you see laughing over his newspapers and the ad posters for the newspapers; he doesn’t belong with the one who laughs but also cries, in his calm, with someone else crying. So not every man is a man. One persecutes and another is persecuted; and not all humanity is humanity, only those who are persecuted. You can kill a man and he will be all the more a man. And so a sick man, a starving man, is all the more a man; and humanity dying of hunger is humanity all the more.
Conversations In Sicily, Elio VİTTORİNİ, New Directions Publishing Corporation, Çeviri: Alane Salierno MASON, 2000, s.96
Hem bütün bunları hem de bundan fazlasını biliyordum. Çalışan insanlardan biri hasta oldu mu, onun ve yakınlarının neler çektiklerini anlayabiliyordum. Her insan bilmez mi bunun ne olduğunu? Her insan anlayamaz mı? Her insan hayatının bir döneminde, bir kere olsun hastalanır ve içindeki hastalık denen bu yabancıyı tanır, onun karşısındaki çaresizliğini bilir. Onun için her insan benzerini anlayabilir…
Ama belki de her insan insan değildir; bütün insanlık insan olmaktan uzaktır. Yağmurlu bir günde, insanın ayakkabıları delik deşikse ve su alıyorsa; gönlünü belli bir insana kaptırmamışsa, yaşayacağı bir hayatı yoksa; ne başardığı, ne de başaracağı bir şey varsa; ne korkacağı, ne yitireceği bir şey kalmışsa, ve çevresinde dünyadaki kırımı görüyorsa, insanın içine işte böyle bir kuşku düşebilir. Bir insan güler, bir başkası ağlar; ikisi de insandır, gülen insan da hasta olmuştur, hastadır; ama güler, çünkü öteki insan ağlamaktadır. Bu başkalarının canına kıyan, onları yok eden biri olabilir; çaresizlik içinde olup da ötekinin gazetesini ve haber başlıklarını okuyarak güldüğünü gören bir insan ise, gülenin değil, ağlayanın dostluğunu arayacaktır. Demek ki, her insan insan değildir. Biri cana kıyıyor, öbürünün canına kıyılıyor; bütün insanlık değil, ancak canlarına kıyılanlar insandır. Bir insanı öldürdün mü, o insan bir insandan fazla bir şey olur. Hasta olan, aç olan insan da daha insandır; açların meydana getirdiği insanlık da daha insandır.
Sicilya Konuşmaları, Elio VİTTORİNİ, E Yayınları, Çev. Gönül ÇAPAN, 1971, s.107
Ve vurgulu satırlar benim tercümem:
Bir insan güler, bir başkası ağlar; ikisi de insandır, gülen insan da hasta olmuştur, hastadır; ama güler, çünkü öteki insan ağlamaktadır. Katliama, zulme muktedir kişi odur; umutsuzluk içinde, gazetelere ve gazete reklamlarına bakıp güldüğünü gördüğün kişi odur. O, hem gülen hem ağlayan kişiyle birlikte değildir, kendi halindedir, sadece ağlayan kişiyle de birlikte değildir. Demek ki, her insan insan değildir.
Peki, ama VİTTORİNİ bu anlaşılması zor satırlarda ne demek istiyor?
İnsanın insanlıktan umudunu yitirdiğini; çünkü dünyanın sadece gülen insanların, yani bal tutup parmağını yalayanların elinde kaldığını, bu insanların iyisiyle kötüsüyle yaşayan sıradan insanlarla işlerinin olmadığını, zorda olanlarla zaten ilgilenmediklerini, çıkarları uğruna hareket edip sadece kendilerin düşündüklerini anlatıyor. Her gördüğün adamı insan sanma, diyor… bence…


