Bugün iki futbol maçı seyrettim. Biri Manchester United-Nottingham Forest, diğeri Fenerbahçe-Eyüpspor.
Manchester lige Portekiz pazarlaması Ruben AMORIM ile felaket başladı, takımın ligde hiçbir iddiasının olamayacağı belliydi. Saha kenarında artist artist volta atmalarla, sorun çözmeye çalışan akil adam pozlarıyla hiçbir ışık vermeyen AMORIM kaymağını yedi, gitti. Daha önce denenmiş, taraftara ışık vermesine rağmen emanetçi muamelesi görmüş Michael CARRICK yeniden takımın başına getirildi ve takım adeta silkinip üst sıralara tırmandı. Şampiyonluk umudu olmasa da Manchester United taraftarı takımın eski ruhunu kazandığını gördü, zaman zaman tökezlese bile oynanan futbolu, anlayışı, ruhu beğendi. Sezonu hiçbir umut vaat etmeden bitiren United, Old Trafford’da taraftarının karşısına çıktığı son maçta böyle karşılandı. Maç sonunda CASEMIRO taraftara veda etti, Bruno FERNANDES Premier Lig’in asist rekorunu kırdı, ödül aldı. Maç bitmesine rağmen kimse tribünleri terk etmedi, tüm konuşmalar dinlendi, futbolcular ayakta alkışlandı.

Fenerbahçe ise sezon boyunca istikrarlı bir futbol ortaya koyamasa da en önemli anlarda tökezleyerek taraftarı hayal kırıklığına uğratmasına rağmen şampiyonluk yarışından kopmadı. Galatasaray son maçta bile sapır saçma hakem kararlarına sığınmasa maçı berabere bitirecek, Fenerbahçe son haftaya Galatasaray’ın iki puan gerisinde girecekti. Yine Galatasaray şampiyon olsun, önemli değil, ama son hafta son dakikada şampiyon olabilirsin demektir bu. Bir hafta iki hafta fark etmez, takımın şampiyonluğu lig bitene kadar kovaladı. İşte bu da Fenerbahçe tribünleri.

Bu iki fotoğraf arasındaki fark bize taraftar ile seyirci arasındaki farkı gösteriyor. Taraftar her ne olursa olsun tarafında olduğuna destek veriyor, seyirci seyretmeye değer bir başarı, bir hareket, bir heyecan yoksa gelmiyor. Seyirci sinema arıyor, taraftar aşk.
Son söz: Yalnız taraftar kalabalık seyirciye yeğdir.


