Ünlem üzerine okumaya devam ederken Melike SOMUNCU‘nun Ünlem Ve Ünlemlere İşlevsel Yaklaşım ‘Garibnâme Örneği makalesine denk geldim. Makale Dil Araştırmaları dergisi, Bahar 2020/26 sayısında, sayfa 65-82’de yer almış. Dip nottan anladığımız kadarıyla makaleyi yazdığı dönemde Melike SOMUNCU Siirt Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Dili Anabilimdalı’nda Dr. Öğretim Üyesi’ymiş.
Makalenin adı: Ünlem Ve Ünlemlere İşlevsel Yaklaşım ‘Garibnâme Örneği. Edebiyatçı değilsek ilk aklımıza gelen soru ne olur? Garibnâme kimin eseri? Şimdi sıkı durun, on sekiz sayfalık makalenin hiçbir yerinde Aşık Paşa’nın adı geçmiyor. Yani makaleyi okuyan yerli yabancı akademisyenler, okurlar Garibnâme‘nin kimin eseri olduğunu makaleden öğrenemiyorlar. Düşünün ki bir eserden bahsediliyor, yazarının adı bile geçmiyor ve bu makale heyetten geçip Dil Araştırmaları dergisinde yayımlanıyor… İlginç!
Garibnâme Aşık Paşa’nın 1300 yılında Türkçe olarak yazdığı mesnevisi… diyerek konuyu burada kapatıyorum ve esas konuya geçiyorum: Ünlem.
Düşünmeye şuradan başlayayım: Ünlem dünya üstünde ne zaman kullanılmıştır? Kaynaklar 12.-14. yy diyor. Io. Latince. İyo diye telaffuz ediliyormuş. Sevinç sözcüğü. En bilinen örneklerden biri Roma’nın kış festivali Saturnalia’da sıkça geçen “Io Saturnalia!” ifadesiymiş. Io zamanla (!) olmuş. Matbaanın kullanımıyla 15. yüzyılda yaygınlaşmaya başlamış. Rönesans döneminde dramatik eserlerde duygusal yoğunluğu arttırmak için sıkça kullanılmaya başlanmış. Yani aslında bahsettiğimiz ne? Ünlem değil, ünlem işareti. Demek ki 1300’de yazılmış Aşık Paşa’nın Garibnâme‘sinde ünlem işareti kullanmasını bekleyemeyiz, ünlem duygusunu vermesini bekleyebiliriz; çünkü noktalama işaretleri Osmanlı Türkçesi’nde Tanzimat sonrası (19. yüzyıl) düzenli hale gelmiş… O halde makale nasıl oluyor da Garibnâme‘deki ünlemleri inceliyor?
Makale ses olarak ünlem duygusu verip vermediğine göre beyitleri ele alıyor ve ünlem duygusu verenler üstünde duruyor. Garibnâme’den beyitler seçilerek neden ünlem ifadesi olduğu üzerinde durulmuş. Aslında bir tür niyet okuması yapılmış, hatta hafızalarımızdaki ağdalı beyit okumalar hatırlanarak o vurgularla düşünülmüş ve bir anlamda “Böyle okunduğuna göre ünlem olur.” gibi bir sonucuna varılmış hissini verdi bana. Örnekler üzerinden gidersem açıklayıcı olabilir:
Bu meseldür bize ma’nî gösterür
Bir gözet bu ma’niyi kanda varur
Manası “Bu bize hikmet ve ibret gösteren bir örnektir, sonu nereye varacak buna baksan iyi olur.” diye verilmiş. Beyit (ve benzer beyitler) uyarı ve istek ifadesi olarak değerlendirilmiş ve bu tür ifadeler şeklen istek olarak görülmelerine rağmen açık biçimde ünlemin söz konusu olduğu biçiminde açıklanmış.
Soru şu: Bir edebi bir metin yazıyor olsak kaçımız bu cümlenin sonuna ünlem işareti koyarız. Bu cümlenin sonuna ünlem işareti koyabilmemiz için cümlenin (beytin) özel bir vurguyla söylenmesi gerekir; zira biz günlük hayatta buna benzer onlarca cümle kurarız, ama hiçbiri ne vurgu olarak ne duygu olarak ünlem barındırmaz. Örnek: “Giderken babana uğrasan iyi olur.” Ünlem mi? Değil. Bence değil. Şayet cümleyi kuran kapıdan çıkana sesleniyorsa “Giderken babana uğrasan iyi olur!” o zaman durum değişir. Yukarıda belirttiğim gibi bu beyit ağdalı, vurgulu okunursa tabii ki ünlem ruhu kazanacaktır.
Niçe kim diri olasın kıl didi
Kullık eyle kullıgunı bil didi
Manası “Peygamber yaşadığın müddetçe; kul, kulluğunu bil ve kulluk eyle dedi.” diye verilmiş. GERMONOVİÇ‘e atıfla emir kipinden doğduğu için emir ünlemi olduğu söylenmiş… Ben konduramadım.
Ünlem işareti ne için var, ünlem kelimelerinde, cümlelerinde kullanmak için. SOMUNCU kendi tercüme ettiği hiçbir cümlenin sonuna ünlem işareti koymamış ki! Yani beyitlerin ve cümlelerin ünlem olmadığı aslında kulak yoluyla kendini ispatlıyor. Bir kelime veya cümle ünlemse sonunda ünlem işareti kullanılır, bu kadar net! (Çaktırmadan da örneğimi verdim.)
Sonuç, olarak ünlemleri sınıflara ayırarak her cümleyi didik didik edip ünleme yakıştırmaya çalışmak bence ünlemin anlamını genişletmekte ve çelişkileri beraberinde getirerek kullanımını zora sokmaktadır. Ünlem için oluşturulmaya çalışılan emir, tavsiye, seslenme, abartma, soru gibi sınıflandırmalar bence beyhude çabalardır. ÜNLEM ÜZERİNE DÜŞÜNMELER – 2 başlıklı yazımda yaptığım dört maddelik ünlem tarifi benim için sonuçtur.


