“Buradan yola çıkarak, soru şu: Ünlem nedir? Bir işaret mi? Bir kelime mi? Bir ses mi? Bir biçim mi?” diye Ünlem Üzerine Düşünmeler yazımda sordum ve şimdi üstüne düşünmeye devam ediyorum.
Ünlem kelimesi olarak kabul edilen kelimeler doğa sesleri ve yansıtma sesler, yani kelime olarak anlam taşımayan ah, eh, ay, of, üf, yuh, hist, hop vb. kelimelerdir. Bu kelimeler kullanıldığında o cümlenin veya kelimenin sonuna muhakkak ünlem işareti koyarız. Ünlem işareti o kelimenin bir ünlem olduğunu belirtmek için vardır. Bu demektir ki ünlem işareti koyduğumuz her kelime ve her cümle ünlemdir; çünkü onun ünlem olduğunu belirtmek istemişizdir.
Ünlem olduğu belirtilmese de ünlem olduğu anlaşılan kelimeler ile ünlem olduğu belirtilmeden ünlem olduğu anlaşılmayan kelimeler arasındaki fark ünlem işaretidir. Ünlem kelimelerini sınıflandırmak manasızdır bence; çünkü her tür duyguya kapı aralayan binlerce ünlem olabilir. Anlam taşımayan kelimeleri ünlem başlığı altında bir kelime gurubu gibi sınıflandırmak bile hatalı olacaktır; zira bizim duyup bildiğimiz genel geçer seslerin dışında milyarlarca ses daha üretilebilir. Örneğin “Yaro!” diye seslenen birinin kelimesi ünlem midir, değil midir? Muhtemelen ben yazana kadar kimse böyle bir kelime duymadı. Ama diyelim ki günün birinde adamın biri diğerine böyle seslendi. Ne olacak bu kelime? Ünlem mi, değil mi? İşte bu yüzden ünlem kelimeleri diye bir sınıflamaya gitmek sonsuzluğun kapısını açmak demektir. Kısacası benim fikrimce ünlem diye bir kelime sınıfı yoktur.
Akla şu soru gelebilir: Yaro, kelimesini kaç kişi biliyor ki? Doğru, kimse bilmiyor; ama verdiği duyguyu herkes anlıyor (yani duysa herkes anlayabilir). Kelime uydurulmuş, doğru; ama sınıflandırmada yer alan diğer kelimeler uydurulmuş değil mi? Oha, kışt, hoşt, üf, ah, ey vb. uydurulmuş değil mi?
Kelime olarak ünlem kelimesini incelemek de fikir verebilir. Ün bir isimdir, ses demektir. Ünlemek demek seslenmek demektir ve isimden fiil yapan -le,-la takısıyla kurulmuştur. Ünlem ise fiilden isim yapan -m takısıyla kurulmuştur. Örnekleri çoğaltalım: Özlem, söylem, toplam, gözlem vs. Şimdi üstlerinde düşünerek yol alalım:
Özlem. Özlemek fiilinden türetilmiştir. Özlemenin neticesinde ortaya çıkan özlem’dir. Söylem. Söylemek fiilinden türetilmiştir. Söylemenin neticesinden ortaya çıkan söylem’dir. Toplam. Toplamak fiilinden türetilmiştir. Toplamanın neticesinden ortaya çıkan toplam’dır. Gözlem. Gözlemek fiilinden türetilmiştir. Gözlemenin neticesinden ortaya çıkan gözlem’dir… Buradan devamla, ünlem. Ünlemek fiilinden türetilmiştir. Ünlemenin neticesinde ortaya çıkan ünlem’dir. Yani ses çıkması gerekmektedir. Ne var bunda, ağzımızdan ses çıkar zaten! Ancak unutmamak gerekir ki ünlem kelimesi Türkçe’ye nidâ kelimesinin karşılığı olarak getirilmiştir. Türkçeleştirirken yanlış kullanılmıştır gibi dursa bile aslında kavram olarak herkes ünlem‘in seslenme, nidâ karşılığı olduğunu bilir. (Yani birinci sınıf bir Türkçeleştirmedir) Dolayısıyla, bence, diyebiliriz ki bir kelimenin veya cümlenin ünlem olabilmesi için yüksek sesle söylenmesi gerekliliği vardır.
Yan yana geçiyoruz ve “Günaydın.” diyorum. Bu bir ünlem mi? Uzaktaki birine sesleniyorum “Günaydın!” diyorum. Bu bir ünlem mi? Ya da yanıma gelen birine işe geç geldiği için manalı bir biçimde, yayarak ve kısık sesle “Günaaaaydıııın!” diyorum. Bu bir ünlem mi?
Bence ilk örnekte ünlem yok, ikinci ve üçüncü örneklerde ünlem var. En azından yazıya geçirirken bu şekilde yazmayı uygun görürüm. Ama az önce yüksek sesle söylenmesi gerekliliği sonucuna varmıştım; şimdiyse üçüncü örnekte kısık sesle konuşuluyor? Buradan da şu sonuca varırım: Ünlem düz bir sesle söylenen anlamlı bir kelimenin vurguyla (yüksek sesle olması da şart değil) söylenmesidir. Ünlem’de başat unsur vurgudur. Her yüksek seste bir vurgu olduğunu kabul edersek yüksek sesle söylenen her kelimenin veya cümlenin ünlem olduğunu kabul edebiliriz. Örneğin kalabalık bir meydanda durup “Bu sabah çay içmeyen kim varsa el kaldırsın!” diye bağırdığımda bu bir ünlem cümlesi olacaktır; çünkü burada duygu tartışılır olsa bile yüksek ses vardır ve bu anormal durum dikkat çekecektir. Nitekim duygu iyi kötü her cümlede vardır, önemli olan kelimenin, cümlenin fevri, beklenmedik olmasıdır. Kısık sesle söylenince olmaz mı? Olur, orada vurgu öne çıkar. Vurgu ünlem vurgusu mudur, değil midir? Örneğin, bir sabah uyanıyorum arabam çalınmış. Kaldırama oturup kendi kendime “Şansıma tüküreyim!” diyorum.
Sonuç olarak benim ünlem ile ilgili nihai kararım şudur:
1- Yüksek sesle, tepkiyle söylenen her kelime ünlemdir, her cümle ünlem cümlesidir. Soru cümleleri hariç. Örnek: Herkese benden çay!
2- Olumlu veya olumsuz tepki ile söylenen, manası olmayan her kelime, kısık sesle söylense bile ünlemdir; çünkü şaşkınlık, tereddüt, heyecan, kızgınlık, anlamsızlık duygularını verir. Örnek: Üff, sıkıldım! (kısık veya yüksek sesle) Örnek: Yuh sana!
3- Manasız kelimeler dışında ünlem kelimesi diye özel bir sınıflandırma olamaz, ünlem bir kelime değil, bir vurgudur. Her kelime, her cümle ünlem olabilir. Buradaki sıkıntı, özel bir açıklama getirilmediği sürece, kelimenin veya cümlenin ünlem olup olmadığının yazı dilinde anlaşılmasının zor olmasıdır. Örnek: Saatimin camı kırılmış! Cümle vurgusuz, sıradan bir ses tonuyla söylenirse ünlem niteliği taşımayacakken, mesela şaşkın ve dişler sıkılarak, kısık sesle söylendiğinde ünlem niteliği taşıyacaktır.
4- Şayet ünlemin çıkışı doğa seslerini, içgüdüsel sesleri tanımlama amacıyla olmuşsa, bunlar dışında hiçbir kelimenin, cümlenin sonuna ünlem işareti konulmaması gerekir. Örnek: Çabuk, koş. Şayet bir cümleye ünlem cümlesi deniliyorsa sonunda muhakkak ünlem işareti olmalıdır.


