Edward PRICE… Bu ismi kaç kişi duymuştur, bilmiyorum? Bilinmesi gereken biri mi, o da tartışılır? Ama neyi nasıl, niçin bildiğimizin önemini yabana atmamak gerekir.
Edward PRICE 1805-1871 yılları arasında yaşamış. Babası madenciymiş, bir nevi babasının yanında çıraklıkla işe başlamış. Biraz büyüyünce cebinde iki şilinle evden yarılmış. Kanal inşaatında sayıcı olarak (vagon, adam, at vs.) işe başlamış. Oradan başka kanalda, oradan demiryolu inşaatı için çalışan bir madende görev almış, tünelde görev almış vs. derken görevini de iyi yapıyor olmalı ki 1844’te Fransa’daki demiryolu ve tünel işlerinde görevlendirilmiş. 1851-1854 yılları arasında Mısır’da, Nil Nehri üzerindeki Benha ve Kaffre Azayat köprülerinin yapımında ve İskenderiye-Kahire demiryolunun bir bölümünün inşasında görev almış. Görev tanımı yavaş yavaş taşeronluğa yükselmiş anladığım kadarıyla. Derken Brezilya’nın Rio kentinde iş bitirmiş ve 1856’da İngiltere’ye dönünce İnşaat Mühendisleri Enstitüsü’ne üye seçilmiş. Uzatmayalım, derken The Smyrne Cassaba Railway şirketiyle 1863’te İzmir’den Kasaba’ya (bugünkü adıyla Turgutlu’ya) uzanan demiryolu ihalesini almış, 1864’te işe başlamış 1865’te Manisa’ya, 1866’da Turgutlu’ya ulaşmış. Değişen ekonomik koşullar, yaşanan maddi sıkıntılar kendisini iyice yormuş ve 1871’de vefat etmiş. (Ek bilgi: Vefatından önce Osmanlı kendisine Mecidiye Nişanı vermek istemiş; ama birtakım açıklanmayan gerekçelerle Edward PRICE bu nişanı reddetmiş.) İçeriye doğru Afyonkarahisar’a gitmiş, 1912’de hat yukarıda Soma’dan Bandırma’ya kadar uzatılmış ve nihai halini almış.

The Smyrne Cassaba Railway şirketi 1863’ten 1934’e kadar yukarıda haritası görülen hatları döşemiş ve işletmesini yürütmüş. Edward PRICE’dan sonra şirket zorlanmış, Osmanlı finans desteği vermiş, Fransız şirketine devredilmiş vs. vs. Hikayenin o kısımları iyice çetrefilli ve ayrıntıya gerek yok sanırım. 1934’te bütün hat millileştirilmiş.
Bu hikaye niye buraya yazıldı?
1800’lerin başlarında babası maden işçisi olan bir çocuk cebinde iki şilinle yola çıkıyor, serbest piyasa koşullarında mücadele ederek kendini ispatlıyor, insanların güvenini, takdirini kazanıyor; girişimci yanını keşfediyor ve geliyor Türkiye’nin, yani Anadolu’nun, ilk demiryolunun inşasına başlıyor. (Not: Osmanlı’nın ilk demiryolu hattı 1854 Kahire-İskenderiye.)
Bir Türk’ün böyle bir başarıya imza atması, hele ki o dönemde böyle bir başarıya imza atması imkansız. Neden? Çünkü bizde girişimci ruh yok. Bizde biat kültürü var. PRICE Türk olsaydı babasının yanında madenci olarak çalışmaya devam edecekti, maaşlı olduğu gün bayram edecekti ve tek derdi başını sokacak bir ev almak olacaktı.
1760’larda başlayan Sanayi Devrimi insanların ufuklarını, zihinlerini açtı; düşünceler silkindi. Sanayi Devrimi gerçek manada kalkınma yaratırken o dönemin Osmanlısında neredeyse tüm yatırımcılar, tüm girişimciler yabancıydı. Osmanlının zenginleri devlet görevinde yer alan paşalar, kadılar, nâzırlardı. Hâlâ o gelenekten kopamadığımız için bugün bile herkes devlete kapağı atmaya çalışıyor, herkes atama bekliyor. Bizde özgür düşünce, yeni fikirler her zaman tukaka oldu, cezalandırıldı. Hep bir üst makamdan lütuf bekledik, hep devlete al açtık. Bugün hâlâ Amerika’nın fersah fersah gerisindeysek nedeni bu bağnaz, tutucu zihniyetimizdir. Padişah kafalılıktan, şeyhin müridi olma hissiyatında bir türlü kurtulamadık. Ekonomi iyi olsun ben başımın çaresine bakarım, diyemedik. Ekonomi kötü; ama devlet baba bize bakar, dedik.
Edward PRICE ise “Kimseye muhtaç değilim, ben kendi kaderimi kendim çizerim.” demiş.


