Ben anlatımda gerigidişler yapan romanları biraz zorlama bulurum. Okuru şaşırtmak için olağan akışın dışına çıkmak için yazar kendini zorlamış gibi gelir bana. Okura “hııı, meğerse…” diye cümleler kurdurtup bir bilmeceyi çözme başarısını hissettirme çabasıdır sanki.
İgnacio PADİLLA’nın Gölge/Amphitryon romanı tam da böyle. Farklı kişilerin tarih sırası karışık anlatımlarıyla olay örgüsünü çözmeye çalıştığımız bir roman. Fakat PADİLLA okuru bu labirentin içine atmakla yetinmemiş biraz da anlatımıyla sınırları zorlamaya çalışıp enikonu kafa karıştırmak istemiş:
…Kükremeleriyle uykusunu kaçırmış vahşi bir hayvanı bulmak için ormanı araştıran birine has hareketleriyle kısa bir süre duraksadı.
Gölge, İgnacio PADİLLA, Doğan Kitap, Çev. Bülent LEVİ, 2004, s.58
Seni çok iyi anlıyorum İggy!
…Bir adamın gerçekleşmek üzere olan yok edilişi, o kuşluk vaktinde bana saçma ama gerekli bir tören gibi görünmüş ve o sırada, kaçınılmazı ertelemek istercesine şimdi ilerleyişimi zorlaştırana benzer bir kar örtüsünün üzerine iç organlarımı dökmeme neden olacak bir burulmayı midemde duyumsamadan olayı bir sonuca bağlamanın telaşına düşmüştüm… (s.77)
Seni anlayamıyorum İggy!
…Malikanenin eşyalarında neredeyse neşeli bir kayıtsızlık hüküm sürüyordu… (s.78)
İşte böyle yazmış İgnacio PADİLLA. Hiç bu toplara girmeseymiş gayet akıcı bir anlatımla istediğini verebilirmiş… bence.


