Şiir için tercümesinin zor olduğu söylenir. Halbuki farklı dilde yazılmış tüm eserlerin tercümesi değilse bile anlaşılması, algılanması ister istemez biraz zordur, hatta kimi zaman imkansızdır. Bazı kavramlar, olaylar, nesneler o kültüre aittir ve o kültürün okuyucuları dışındaki okurlarda aynı etkiyi yaratamaz. Anadilin demiyorum, kültürün diyorum; zira doğal olarak kültür içerisinde bile farklı alt kültürler vardır. Kimisi naatlarda ağlar kimisi kahramanlık şiirlerinde, kimisi duygusunu türkülerde bulur kimisi sözlerini bilmese bile bir aryada hüngür hüngür ağlayabilir.
Bu çerçeveden bakıldığında mesela okuduğum birçok -eskinin- demir perde ülkesi edebiyatında parti kavramının neyi ifade ettiğini tam manasıyla anlayamadığımı düşünürüm. Zaten başka bir parti yokken neden baskı rejimini yöneten tek bir partiye bazıları üye, bazıları değil? Nasıl oluyor da partiden ayrılıyorlar? Kolhoz nasıl bir yerleşim? Ölçüsü, işlevi, kuralları ve en önemlisi hissiyatı nedir?
Düşünün, Cumhuriyet dönemi romanlarımızdan birini okuyan yabancı bir okur İttihatçıları ve İttihatçıların ne ifade ettiğini bizler kadar anlayabilir mi? Ya da Samsun şehri anıldığında, Büyük Taarruz denildiğinde…
Konu çok derine gidebileceği gibi çok yüzeyden de değerlendirilebilir. Patrick WHITE’ın Ölü Güller öyküsündeki şu satırlar gibi:
“Ama hokey sopası koridorda duran bir genç kız neşesiyle kalktı yerinden.”
Hokey sopası koridorda duran genç bir kızın neşesi nasıl olur acaba?


