

Yukarıda yer alan iki film karesini ünlü Japon yönetmen Yasujiro OZU’nun 1936 yapımı, aynı zamanda ilk sesli filmi olan, Hitori Musuko/The Only Son (yani Tek Oğul veya Tek Çocuk) filminden aldım. Yer Tokyo. Birinci karedeki afişte Germany (yani Almanya) yazıyor. Diğer karede duvarda görülen kara-kalem çizim ise, yanda fotoğrafı görülen Alman asıllı Amerikalı ünlü aktris Marlene DIETRICH.

1900’lerin başından beri kudurmuş şekilde sağa sola saldıran Japonlar 1936’da Nazi Almanyası ile Anti-Komintern Paktı’nı imzalar. 1937’de Musolini İtalyası ile de bir benzerine imza atar. Komünizme karşı imzalanan antlaşmaların amacı Sovyetlerin yayılmacı politikasına karşı güç olmaktır. Film bu tür konulara hiç girmemesine rağmen, hatta savaşın s’si, politikanın p’si geçmemesine rağmen nedense OZU dar gelirli ailenin duvarına o afişi ve o çizimi koymuştur. Kim bilir belki o dönemin baskıcı iktidarının gazladığı, Almanya’ya karşı bir sempati hareketi vardır.
Herkesin malûmu üzere, 1945’te II. Dünya savaşı sonlanır, Japonya atom bombaları ile helak olmuştur ve teslim olmuştur, orduları dağıtılmıştır, ABD askerî yönetimi altına girmiştir. 1947’de yeni anayasa ile birlikte Japonya artık asker bulundurmama sözü verir, sembolik bir İmparatorluk statüsüyle parlamenter sisteme geçilir.
Ve aşağıdaki kareleri de OZU’nun 1949 yapımı Banshun/Late Spring (yani Geç Gelen Bahar) filminden aldım.


Birinci kareyi açıklamaya gerek yok sanırım; klasik bir Amerikan damgası Coca-Cola ve hemen altında bilmem ne Beach yazısı -üstelik böylesi sapa, sakin bir sahilde. Sahile gidilir, Coca-Cola içilir; bu kadar basit. Olmasa da olur bir kare; ama yönetmen koymak istemişse bir demek istediği vardır diye bakmak gerekir bence.
İkinci karede ne var? Arkadan bakıldığında kadınların milliyetini tahmin etmek güç. Japon kadınların giyimleri artık yaygın biçimde modern, batı tarzı. Ölçeği küçülttüğüm için silik görülse de soldaki kadının çorapları dikişli. DuPont firmasının 1939’da daha hesaplı fiyata piyasaya sürdüğü ve henüz teknolojisi oluşturulamadığı için arkadan dikişli üretilen naylon çoraplar. Daha öncesinde Japonya’ya arkadan dikişli Amerikan ipek, örgü çoraplar girmiş olsa da tabii ki Amerikan işgalinden sonra kültürü de eni konu yerleşmiş olsa gerek. Yönetmen OZU da bundan nasibini almış ki ilk sesli filminde Avrupa’yı titreten Almanya’ya selam çakarken, ikincisinde Japonya’ya hükmeden Amerikan kültürüne selam göndermiş. Nitekim ilk filmde yer alan Marlene DIETRICH çizimi ikinci filmde kızın evleneceği kişinin ünlü Amerikalı aktör Gary COOPER’a benzemesi şeklinde de Almanya’dan Amerika’ya geçiş sürecini gösterir.
Dönemle birlikte yönetmenler de belki bilerek belki bilmeyerek, belki isteyerek belki istemeyerek bir şekil alıyorlar sanırım. Siz bunlara yorumunuzu katarak ister ‘eleştirmiş’ diyebilirsiniz, ister ‘etkisinde kalmış’ diyebilirsiniz.
Diğer taraftan Amerika ile Japonya’nın atom bombası dışında bir ilişkilerinin olmadığını düşünmek çok yanlış. Amerika Japonya’dan da sürekli göç almış; o kadar ki 1925’te Japonya’dan göçü engelleyici yasa çıkarılmış. Dolayısıyla uzak değiller ve İngilizce hep biraz biraz yer almış: Örneğin 1937’de çektiği Shukujo Wa Nani O Wasureta Ka/What Did The Lady Forget (yani Hanımefendi Neyi Unuttu) filminde barın üstünde boydan boya Don Kişot’tan Sancho Panza’nın bir sözü vardır İngilizce olarak: “I drink upon occasion, sometimes upon no occasion.” yani “Bazen özel bir durum olduğunda içerim, bazen de hiçbir sebep yokken.”
UZO neden İngilizce kullanıyor mesela, düşünmek lazım?


