Johannes SCHILTBERGER 1381-1440 tarihleri arasında yaşamış ve Niğbolu Muharebesi’nde esir alındıktan sonra 1396-1427 tarihleri arasında Türk ve Müslüman coğrafyasında esir olarak önce Yıldırım Bayezid’in, sonra Timur’un, sonra Timur’un oğlu Şahruh’un, sonra diğer oğlu Miran Şah’ın, sonra Miran Şah’ın oğlu Ebubekir’in esiri olur. Kurtulduğunda hemen hatıralarını kaleme almaya başlamış ve eser 1460’ta basılmış. Anlattıklarında tutarsızlıklar olmakla birlikte muhakkak doğruluk payı olan kısımlar da vardır. Ancak benim ilgimi çeken kısmı inanmak algısıyla ilgili.
Bugün biri gelip bize bir ejderhadan bahsetse, adama deli gözüyle bakarız. Dediklerinde diretse, yemin billah etse; tepemiz atar, salaklığını yüzüne vurmak için belge, bulgu, delil isteriz. Ama adama körü körüne inanıp, duyduklarımızı başkalarına gerçekmiş gibi anlatmayız herhalde. Burada bize bu salaklığı yaptırtmayan nedir? Neden karşımızdakinin söylediği ejderha hikayesine inanmayız?
Johannes SCHILTBERGER kendisine anlatılanların tamamına inanmış sanırım. Bence hatırlarındaki en büyük sıkıntı bu. Ama günümüz gözüyle bakınca sıkıntı; zira 1400’lerde böyle anlatılara inanmak sorgulanmadan yapılan bir davranıştı belki.
Vaktiyle, Mısır’da, Müslüman dilinde “Allenklaissar, Allankassar” denilen bir şövalye yaşıyordu. Orada Hıristiyanların Kairo (Kahire) diye isimlendirdikleri Missir (Mısır) şehri de bulunmaktadır. Bu şehir, Sultanlığın başkentidir. Şehirde onikibin fırın vardır. Adıgeçen şövalye o kadar kuvvetliydi ki günün birinde bütün fırınlara yetecek kadar odunu şehre bir yüklenişte getirmişti. Ücret olarak her fırıncı ona bir somun ekmek verdi yani tümü onikibin ekmek ediyordu ki şövalye bunların hepsini bir günde yedi.
Türkler Ve Tatarlar Arasında, Johannes SCHILTBERGER, İletişim Yayıncılık, 1995, s.147
Şimdi buna nasıl inanılır?.. Ya buna?
…Ertesi gün şehri zaptederek atı ile içeri girdi. Ahaliyi yakalatarak 14 yaşından büyük olanların kafalarını kestirdi. 14 yaşından küçükler ayrıldı. Kesilen kafalardan şehrin ortasında bir kule yapıldı. Sonra kadınlar ve çocukların şehrin dışındaki bir yere sevkedilmelerini emretti. Yedi yaşından küçük çocukların belirli bir yerde toplanmaları gerekiyordu. Adamlarına bunların atların ayakları altında çiğnenmesini emretti. Kendi danışmanları ve çocukların anaları bunu duyunca ayaklarına kapanıp çocukları öldürtmemesini dilediler. Bunu işitmezlikten gelip çocukları atlariyle ezmelerini yeniden emretti fakat kimse ilk olmak istemiyordu. O zaman öfkeye kapıldı ve kendisi atını sürerek: “Şimdi kim arkamdan gelmek istemiyor, görmek istiyorum” dedi. Onlar da Timur’u takip etmek zorunda kaldılar. İki defa çocukların üzerinden geçerek hepsini ezdiler. Tümü yedibin kadardı.* (s.79)
*Bu inanılması zor canavarlık, birçok Doğulu tarihçi tarafından doğrulanmış bir olaydır. (Neumann)… diye bir dipnot var.
Türkler Ve Tatarlar Arasında, Johannes SCHILTBERGER, İletişim Yayıncılık, 1995, s.79
Böyle böyle yazmış kitabını Johannes SCHILTBERGER. Bu kitap neden anı kitaplarının tarihi belge olarak değerlendirilemeyeceğine en güzel örneklerden biri bence.


