Toplumların baskı rejiminden, ast-üst ilişkilerinden, kast sisteminden, sınıflar arası çarpık ilişkilerden kurtulması çok zor ve çok zaman alıyor. İnsanlar yaşadıkları düzene o kadar alışmış oluyorlar ki onlara daha iyisi bile sunulsa eski‘den vazgeçemiyor ve sanki eski‘de ele geçirdiği, iyi kötü güvence altına aldığını düşündüğü hayatı devam ettirmeyi daha sağlıklı buluyor.
– Haklısınız, dedi Puciatycki, ben de kullanmıyorum unvanımı. Unvan dedim de aklıma geldi… eğlenceli bir olayı anlatayım size… Birkaç gün önce bizim Mroczek geldi…
-Mroczek kim? diye sordu Telezynski.
-Mroczek’i hatırlamıyor musun? Chwaliboga’daki bahçıvanımız.
-Haa, o mu? Adının Mroczek olduğunu bilmiyordum.
Sözünün kesilmesinden hoşlanmamıştı Puciatycki, omuzlarını silkti.
-Neyse… elinde bir sürü erzakla Mroczek çıkageldi. “Ekselâns!” dedi. “Ne Ekselânsı?” diye cevap verdim. “Bilmiyor musun sersem, artık demokrasi geldi.”
Telezynski bir kahkaha attı.
-Peki Mroczek ne dedi? diye sordu Bayan Staniewicz.
-Ne mi dedi? İşin güzel yanı da bu ya! Kırgın bir sesle, “Ama Ekselâns, ben demokrasi istemiyorum ki,” dedi. Nasıl? Bizim köylüler böyledir işte!
Küller Ve Elmas, Jerzy ANDRZEJEWSKY, Gün Yayınları, Çev. Ülkü TAMER, ?, s.55
Yukarıdaki satırları okuduğumda aklıma hemen ÇEHOV’un Vişne Bahçesi‘ndeki efsane sahne geldi.
Vişne bahçesi satılmak üzeredir; artık herkes yavaş yavaş toparlanmakta, aile yadigarını dönmemek üzere terk etmektedir. Bahçenin sahibesi Ranevskaya yıllardır yanlarında çalıştırdıkları ihtiyar Firs’e sorar:
Ranevskaya: Firs, çiftlik satılırsa sen nereye gideceksin?
Firs: Siz nereye buyurursanız oraya?
Bizi kula kulluk etmekten kurtaranları şükranla analım ve onların aziz hatıralarına, emanetlerine sahip çıkalım.



Sen ne yazarsan, hangi konuda yazarsan okurum.