Sabah erkenden pazar kurulur, gün içerisinde alışveriş devam eder, akşama doğru pazarcılar teker teker tezgahlarını kaldırmaya başlarlar ve hava karardığında pazar çoktan kalkmış olur.
Biz millet olarak çevre temizliğine önem vermeyiz, dolayısıyla pazarcılardan da çevre temizliğine önem vermelerini beklemeyiz. Pazarcılar da tıpkı piknikçiler gibi, konserciler gibi, mitingciler gibi pılını pırtını toplayıp giderken, atıklarını oldukları yere bırakıp gider. Ve geride utanılması gereken, ama kimsenin utanmadığı, hatta herkesin kanıksadığı devasa bir çöp yığını kalır. Bu çöp yığınını kaldırmak artık belediyenin doğal görevi kabul edilmiştir. Tezgahını toplarken atıklarını (kağıdını, torbasını, ürün artıklarını, çürüklerini, çekirdeklerini, ambalajını, sigarasının izmaritlerini) toplamak zahmetine katlanmayan pazarcı esnafı geriye koca bir maliyeti milletin sırtına yükleyip gider.
Belediye çalışanları gelir araçlarla. Bu araçlar mazot harcar, yıpranır, yenilenmesi gereken ek parçalar kullanır, gürültü çıkararak çevre sakinleri rahatsız eder. Çalışanlara fazla mesai ödenir. Belediye bu işler için kadro açar ve her gün başka başka semtlerde kurulan pazarları temizlemek üzere birileri işe alınır. Pis olmanın yarattığı istihdam birilerini mutlu ederken, toplum pis olmanın, arkasını toplayamamanın, temizlik terbiyesi almamış olmanın verdiği maliyeti düşünmez bile.


Bu pazarlarda böyle olduğu gibi, piknik alanlarında da böyledir, stadyumlarda da böyledir, miting alanlarında da böyledir… Bu maalesef insanımızın kalabalık olduğu her yerde böyledir. Ve sırf bu yüzden milletin eşekliği biraz törpülensin diye otoyolların kenarlarında uyarı levhaları vardır:



